Uzun Öykü - Kıyametin Dört Günü - Bölüm 3

in muratkbesiroglu •  6 months ago 


Bölüm 1
Bölüm 2

Bölüm 3

Az ötede birinin “Allah’ım bizi affet, mağfiretini bizden esirgeme” diye dua ettiğini duydum.

“Allah’ım masumları korusun” dedi az önce çocuklarından söz eden kısa boylu kadın, ardından bayılıp yere düştü.

Nihan hemen atılıp ellerini kadının başının altına koydu, güvenlikçi delikanlı kadının yüzünü suyla yıkamaya başladı, neyse ki ayılması fazla sürmedi.

“Korkunun ecele faydası yok. Bunlar artçı sarsıntı. Daha çok olacaktır. Su ve yiyecek tedarik edelim” dedim.

Gözlüklü orta yaşlı adam kinayeli bir tonda “Daha on dakika önce ismini bilmiyordun, kafanı çabuk toparlamışsın” dedi.

Sözlerindeki kinayeyi anlamazdan gelerek “Sizinle tanışma imkânımız olmamıştı” dedim.

“Ülgen Bozkurt, ekonomi hocasıyım.”

“Durumum malum, tanıyamadım, kusura bakmayın.”

“Önemli değil” dedi Ülgen Hoca.

Nihan Salih abinin çağrısına uymayanlara hitaben “Arkadaşlar, zahmet olacak ama şöyle bir toplanalım, birazdan saldırılar başlar, kimsenin mağdur olmasını istemeyiz” dedi sesini yükselterek.

Ateşin başındaki üç kişiyle, az ileride kendi aralarında bir şeyler konuşan iki kişi bu kez kalkıp yanımıza geldiler.
Yanımıza gelen gençlerden biri “Ne saldırısıymış bu?” diye sordu.

Nihan dikkatlerini çekmeyi başarmıştı. “Devlet güçlerinin toparlanıp duruma müdahale etmesi üç dört gün alır. Şimdiden bir sürü çetenin oluştuğunu tahmin ediyorum. Ne kadar kalabalık olursak kendimizi o kadar iyi savunuruz” dedi.

“Böyle şeyler filmlerde olur sanırdım” dedim.

“Biz tedbirimizi alalım. Ne olur ne olmaz. Senin rengin biraz yerine gelmiş sanki” dedi Nihan. Bana ‘sen’ diye hitap etmesi dikkatimi çekmişti; Ülgen Hoca’nın söylediği gibi bu türden bir şeyi kafama takacak değildim, aksine böylesi bir hitap hoşuma bile gitmişti.

“Yağma için otele geleceklerdir, bu sırada kimsenin mağdur olmasını istemem” diye üsteledi Nihan.

“Değişlik bir kafa yapınız var” dedi aşçıbaşı Salih Abi.

“Bence bir an önce otele inelim ve enkaz altında kalan kimse var mı diye bakalım. Bu arada gıda stoklarına el atmak da fena olmaz.”

“Burada mı kalacağız” dedi ilk soruyu soran genç.

“Hava aydınlanınca arzu eden gidebilir.”

“Korkunun ecele faydası yok, hadi gidelim arkadaşlar” dedi Salih Abi.

Yolda önceliğimizin mahsur kalmış insanları çıkarmak olduğu konusunda mutabık kalmıştık. Hiç temenni etmiyorduk ama boğulmuş ya da başka bir nedenle vefat etmiş birileri varsa cesetlerini gömmekle daha sonra ilgilenecektik. Ayrıca buzdolaplarının içine su girmediğini umuyorduk, gıda maddelerini çıkarıp kuru bir yerde istiflemek de işlerimizden biri olacaktı.

Cep telefonlarının ışıldaklarının gösterdiği kadarıyla otel binasında derin çatlaklar oluşmuş ve doğu yönünde küçük bir çökme meydana gelmişti. Yıldızlar nedense ortadan kaybolmuş, rüzgâr dinmişti. İlk aşamada bir cesetle karşılaşmamak hepimizi memnun etti. Deprem olur olmaz birçok kişinin arabalarına binerek oteli terk ettiğini tahmin ediyor ve yolda tsunamiye yakalanmadıklarını umut ediyordum. Bu arada gökyüzünün kızıllığı artmış görünüyordu.

İçeriye girmeden önce otelin çevresini kolaçan etmenin uygun olacağını kararlaştırmıştık, Nihan’la birlikte kimsenin cesaret edemediği deniz tarafını kontrol etme görevini üstlendik. Denize doğru on metre ya yürümüş ya yürümemiştik ki ağaçlardan birinde bir kedinin acı acı miyavladığını duyduk. Zavallı hayvan tsunami sırasında galiba ağaca tırmanmış ve orada mahsur kalmıştı, onunla hava aydınlandıktan sonra ilgilenmeyi kararlaştırarak yürümeye devam ettik. Kumsalda gördüğümüz kıyıya vurmuş iki çocuk bedeni moralimizi bozdu. Karşılaştığımız andan itibaren metanetini takdirle izlediğim Nihan’ın yanaklarından aşağıya yaşlar süzüldüğünü gördüm. Çocukların küçük bedenlerini kucaklayarak denizden uzaklaştırdık ve bir ağacın altına yatırdık. Anne ve babaları en azından mezarlarını ziyaret edebilmeliydi.

Sahilden genişçe bir yay çizerek otele doğru yöneldiğimizde gökyüzü iyice karardı ve hiç beklemediğimiz bir şey oldu: Önümüze elma büyüklüğünde bir taş düştü ve toprağa gömüldü. İstemsiz olarak başımızı kaldırıp yukarıya baktık. Gökyüzünün kızıla çalan karanlığı içinde her şey normal görünüyordu. Birkaç saniye sonra ilerideki ağacın dibine düşen bir cismin kurşun vınlamasını andıran sesini duyduk. Şimdi hafif bir rüzgâr esmeye başlamış ve uzaklardan sanki havasız, tozlu bir bodrum katının kokusunu getirmişti. Galiba ikimiz de devamında olacakları sezmiştik; tüm gücümüzle otele doğru koşmaya başladık. Kelimenin tam anlamıyla başımıza taş yağıyordu ve bir tanesi galiba Nihan’ın omzuna isabet etmişti, kurşun yemiş gibi haykırarak yere düştü. Bir an canımı kurtarmakla ona yardım etmek arasında kararsız kaldım. Neyse ki onu orada bırakmamaya karar verdim, yoksa ömrüm boyunca vicdan azabı çekerdim. Gecenin karanlığını yırtarak düşmeye devam eden taşlara aldırmadan onu kucakladım ve cephedeki yaralı arkadaşını kurşunlardan kaçırmaya çalışan bir asker ilerlemeye başladım. Bu arada sırtıma bir taş isabet etti, çünkü kaburgalarıma arkadan bıçak saplanmış gibi bir ağrı hissettim. Her yanımı ateş basmıştı, nabzımı şakaklarımda hissediyor, yere sağlam basmaya çalışarak otele doğru ilerliyordum. Nihan’ı ve kendimi küçük bir mucize eseri otelin verandasına sağ salim olarak ulaştırmayı başardım. Bir an taş yağmuru altında kalmış olması muhtemel olan diğer insanlara yardım etmeyi düşündüm, hatta bunun için nasıl bir yöntem kullanacağımı da değerlendirdim ancak güvenli bir yol bulamadım. Taş yağışı zaman ilerledikçe yavaşlamak şöyle dursun daha da hızlandı. Canımızı kurtarmak için Nihan’la birlikte yarı belimize kadar suya gömülmeyi göze alarak otelden içeriye girdik. O kesif karanlıkta bir köşeye büzülmüş bir halde otelin bütün camlarının şangur şungur yere indiğini, açıkta kalan arabaların üzerlerine bomba atılmış gibi parçalandıklarını duyduk. Nihan’dan birkaç dakika boyunca hiç ses çıkmadı; gözleri açık bir halde karşı duvara bakıyordu, galiba şoka girmişti. Sonra birdenbire hıçkırarak ağlamaya başladı. Hiç ara vermeden öylesine büyük bir acıyla ağlıyordu ki sebebini sormaya cesaret edemedim. Canım fena halde yanıyordu ve moralim bozulmuştu, Nihan’a arkamı dönerek ben de sessizce ağlamaya başladım.

Görsel Kaynağı: https://pixabay.com/photos/ash-cloud-dramatic-geologic-activity-1867439/

Authors get paid when people like you upvote their post.
If you enjoyed what you read here, create your account today and start earning FREE STEEM!