Uzun Öykü - Kıyametin Dört Günü - Bölüm 2

in mkb •  3 months ago 

Bölüm 1

Deniz bulunduğum yerin aşağısına kadar çekilmişti ve yıldızların gümüş rengi ışığı altında sakince kıpırdanıyordu. Hafifçe esen rüzgâr ıslak giysilerime vurduğu için titriyordum, bir an önce ağaçtan inip kurulansam iyi olacaktı. Tsunami dalgalarına kapılmadan önce ulaşmaya çalıştığım tepenin üzerinde yanan ateş şimdi büyümüştü. O anda o ateşin başında olmayı istediğim için kendimi aşağıya bırakıverdim. Yere çarptığım anda daha önce burkulmuş olan bileğimde dayanılmaz bir acı hissettim ve deniz suyunun çamurlaştırdığı toprağın üzerinde birkaç takla attım. Feci halde sızlayan bileğime aldırmadan ayağa kalktım ve tepeye doğru seğirtmeye başladım. Denizin yeniden kabararak beni yutmasından korkuyordum ve bu kaygı çok da temelsiz sayılmazdı; ayağımın altındaki toprak sarsıldığına göre galiba yeni bir deprem oluyordu.

Tepeye vardığımda orada bir düzine kadar insan olduğunu gördüm, yüzüm gözüm çamur içinde olduğu için enkaz altından çıktığımı sandılar galiba, uzun boylu bir kadın enkaz altında başkalarının da olup olmadığını sordu, ardından sırt çantasından çıkardığı suyu avcuma döküp özenle yüzümü yıkamamı sağladı.

“Başımıza ne geldiğini biliyor musunuz?” diye sordum.

“Bir yerlere atom bombası atıldığı söyleniyor” dedi kadın.

Ateşin çevresinde halka olmuş insanların yanına yaklaştım, halkayı genişletip oturmam için bana yer açtılar. Bir süre ısınıp kendime geldikten sonra “Aranızda beni tanıyan var mı?” diye bağırdım. İnsanlar yüzüme garipseyerek baktılar, kendimi böylesine öne çıkarmamı hoş karşılamadıkları anlaşılıyordu. “Kim olduğumu hatırlamıyorum” diyerek soruma açıklık getirdim. Kazazedelerin çoğu halen olayın şokunu üzerinden atamamıştı, çevrelerine donuk gözle bakanlar, bir köşeye çekilip ağlayanlar, ellerini göğe açıp dua edenler, sakinleşmek için dar bir alanda döne döne volta atanlar vardı.

Kimseden ses çıkmayınca halime acıyan temiz yüzlü bir adam “Kafana takma hemşerim, en azından konuşabiliyorsun” dedi. Soran gözlerle yüzüne baktım.

“Milletin korkudan dili tutuldu, sen kim olduğunu unutmuşsun, çok mu?” dedi.

Beni tepede karşılayıp ellerimi yıkamam için su veren kadın çevreden topladığı çalıları ateşin üzerine attı. Beni teselli etmeye çalışan adam kadına beni göstererek “Kardeşimizi tanıyor musun?” diye sordu.

Kadın “Arda Ünal, HBR ekonomi editörü” dedi.

Ayağa kalkıp ona doğru birkaç adım attım ve “Hiçbir şey hatırlamıyorum” dedim.

“Hepimiz çok korktuk. Ben Nihan bu arada, bankacıyım.”

“Ben de Arda’ymışım demek ki, tanıştığımıza memnun oldum.”

“Dün tanışmıştık aslında, aynı panelde konuşmacıydık, beni unuttuğunuzu düşünmüştüm.”

“Tuhaf bir soru olacak ama hangi zamandayız?”

Nihan bir an için duraksadı, ardından “28 Ekim 2023, ‘Türk Ekonomisinin Yüz Yılı’ seminerindeydik” dedi.

Durumum utanç vericiydi, ancak o koşullar altında bunu kafama takacak değildim. Sorularıma “Sizce çocuklarım var mıdır?” diye devam ettim.

“Parmağınızda yüzük yok.”

“Evli olduğum halde yüzük takmıyorsam ya da boşanmışsam?”

“Cep bilgisayarınız var mı?”

Ceplerimi yokladım. Ne para ne cüzdan ne de bilgisayar; hiçbir şey yoktu, suların içinde sürüklenirken düşmüş olmalıydılar. “Siz nasıl kurtuldunuz?” diye sordum.

“Odam birinci kattaydı. Deprem başlayınca kendimi dışarıya attım.”

Az önce beni avutmaya çalışan temiz yüzlü adam, “Arkadaşlar, şöyle bir yamacıma gelin. Ne yapacağımızı konuşalım” diye bağırdı.

Adamın yanına yaklaşıp “Abi, ismin neydi senin?” diye sordum.

“Salih, otelin baş aşçısı” dedi.

Tepede toplanmış insanların bir kısmı Salih abinin sözlerini duymamış ya da duymazlıktan gelmişti. Yanımıza sadece birkaç kişi gelmiş, bir kısmı ise olayın şokunu üzerlerinden atamadıkları ya da kendi aralarında konuştukları için yerlerinden kımıldamamışlardı.

Salih Abi “Arkadaşlar, toplanalım hele böyle” diyerek çağrısını yeniledi. Gruba yeni katılım olmayınca “Şoku üzerlerinden atamadılar henüz, üstelemeyin” dedi Nihan.

“Otelde enkaz altında kalan olmuş mudur acaba?” diye sordum.

“Ben oraya gitmem, çocuklarım evde, ulaşamıyorum” dedi bir kadın. Ağzından ‘çocuk’ sözü çıkar çıkmaz ağlamaya başladı, ardından “Allah rızası için beni çocuklarıma götürün, telefonum çalışmıyor” dedi.

“Kimse kimseye ulaşamıyor. Ne internet çalışıyor ne mobil telefonlar” dedi Salih Abi.

“Düzeltirler herhalde, olay daha çok taze” dedim kadını avutmak için.

“Yok baba, ne düzelmesi, telefonlar daha deprem olmadan gitti” dedi güvenlikçi genç çocuk. Deprem sırasında görev başında olduğunu düşündüm, çünkü üniforması üzerindeydi.

“Ne yapacağımıza karar vermeden önce olayı bir anlayalım” dedi orta yaşlı ve gözlüklü adam, konferans katılımcılarından biri olduğunu düşündüm, eğitimli birine benziyordu.

“Deprem oldu, sonra da tsunami, gerisini Allah bilir” dedi Salih Abi.

“Peş peşe iki ayrı ses geldi. Bence atom bombası attı namussuzlar. Maksat cumhuriyetimiz yüzüncü yılına ulaşmasın. Atom bombası sarsınca fay da kırılmıştır” dedi güvenlikçi delikanlı.

“Hadi internet ve elektrik yok, televizyonlar da mı çalışmıyor, radyolar ne güne duruyor, devlet biliyordur ne olduğunu?” dedi gözlüklü adam.

“Otelde televizyon var ama fişini nereye takacağız?” dedi güvenlikçi çocuk.

"Jeneratör diye bir şey duymadın mı sen?” dedi gözlüklü adam, güvenlikçi çocuğun sözlerine içerlemişti.

“Temel ihtiyaçlara odaklanalım. Su ve yiyecek” dedi Nihan.

Salih Abi “Otelde her şey var, ayrıca çöken kısımda kimse kalmış mı diye kontrol etmemiz lazım” dediği sırada yer yeniden sarsılmaya başladı.

Görsel Kaynağı: https://unsplash.com/photos/agE97zp_Xvo

Authors get paid when people like you upvote their post.
If you enjoyed what you read here, create your account today and start earning FREE STEEM!
Sort Order:  

To listen to the audio version of this article click on the play image.

Brought to you by @tts. If you find it useful please consider upvoting this reply.

28 Ekim 2023

Hocam çok yakın bu tarih, korkutmayın bizi :)

·

Benim hikayelerimin tersi çıkar :)

·

ahahah ben de huzursuz oldum :D