Yolcu #2

in #tr9 years ago

Bir Mekteb-i Sultani öğrencisinin cepheye gitmeden önceki son 24 saatini anlatmaya çalışıyorum hikayemde. Türkçe hikaye yazmak isteyenler içinde bir açılış olur. Farklı tarzda içerikler üretmenin hem yazar hem de okur için iyi olacağını düşünüyorum.

>> Yolcu #1



Mektepten çıktığım gibi içimi kaplayan hüzün ile kendimi Beyoğlu sokaklarında bulmam bir oldu. Sokaklarda yaşayanların sayısı gün be gün artıyor, halk gözle görülür bir şekilde maddi ve manevi bir çöküşün içine adım adım ilerliyordu. Önce Balkan Savaşları arından ise Dünya Harbi devletin zaten bozuk olan ekonomisini yerle bir etmişti. Enflasyon almış başını gitmiş, insanlar evlerine götürecek yiyecek alamaz olmuşlardı. Ekmek gibi en temel şeyler bile ya alınamayacak kadar pahalı ya da herkese yetsin diye kalitesi düşürülmüş bir şekilde satılıyordu. Hoş böyle olunca da ahali almaya pek yanaşmıyordu. Lakin çocuklar evde aş beklerken ve vaziyet bu denli kötüyken insanın lezzet, kalite gibi şeyleri düşünecek pek zamanı olmuyordu.

Ülkenin içine düştüğü bu ahvali sağdan soldan duyup okumak yerine bizzat görmek insanı derinden etkiliyor. Mektepte gazete okumamız yasak olduğundan babam aldığı gazeteleri benim için hafta sonuna değin saklardı. Hatta öyle ki son zamanlar da annem cumartesi eve geldiğim gibi gazete okumaya daldığım için şikâyet edip duruyordu. Her hafta sonu ülkenin bir uçurumun kıyısına nasıl sürüklendiğini okumak insanın yüreğine söküp çıkaramayacağı bir kıymık gibi saplanıyor ve kalbinizin her atışı ile daha derinlere gömülüp o ketum acının ilelebet var olmasına sebep oluyordu.

Bir hafta Galiçya’da bir muharebe kazanmanın sevincini yaşarken diğer hafta Kafkaslarda aldığımız ağır bir darbenin hüznünü soluk sarı sayfalardan okumak, her gün mektepte ders dinlerken hafta sonun gelmesini beklemek, geceleri dua etmekten öte bir şey yapamamak insanın kanına dokunuyordu. Bu sebepten olsa gerek bir gün Müşir Fuat Paşa’nın iki oğlu ve yazar Nurullah Ata’ın ağabeyi Refik Ata’nın tahsil gördükleri Almanya’dan kimse kendilerini çağırmamasına rağmen Çanakkale Cephesi’ne gidip de orada şehadet şerbetini içtiklerini öğrenince gönüllü olarak Çanakkale Cephesi’ne giden birliklerden birisine yazıldım. Zaten mektepte üst sınıflardan olup henüz tahsilini tamamlamamış ya da mektebi yeni bitirmiş mezunların Çanakkale cephesinde yazdıkları sayısız kahramanlık destanlarını sürekli duyuyor, okuyorduk. Lakin bende cepheye gitme fikrini asıl oluşturan vaka nedendir bilmem ama Müşir Fuat Paşa’nın iki oğlu ve Refik Ata’nın cepheye gidiş haberi olmuştu.

Zihnime üşüşen onlarca düşünce ile bir müddet Beyoğlu sokaklarında yürüdüm. Ne zaman ki zihnimi çevreleyen sis dağılır gibi oldu eve doğru yol almaya başladım. Mahalleden tanış olduğum birkaç arkadaşla daha vedalaşıp helallik istedim. Gariptir ki onlar beni bu fikrimden vazgeçirmeye çalışmadılar bile. Salim’in çırpınışlarından sonra bu kabullenişler beni şaşırtmıştı. Salim mi bana ziyadesi ile bağlıydı, yoksa mahalledeki dostlarım mı vatanın içinde bulunduğu bu kötü ahvalin farkındaydı?

Eve girdiğimde içeriyi kaplayan buz gibi sessizliği fark etmem uzun sürmedi. Canım anam salonun oymalı ahşap pencerenin önündeki babamın bir arkadaşı vesilesi ile Sofya’dan getirttiği yerel motiflerle bezenmiş divanda oturmuş, dalgın bir şekilde yoldan geçenleri seyrediyordu. Babam ise her zaman ki köşesinde elindeki dede yadigârı tespihi çekiyordu. Bende onların sessizliğine ortak olup hiçbir şey demeden odama çekildim. Zaten ne diyebilirdim ki? Evi hâkimiyeti altına alan bu katılaşmış sessizlik ne yazık ki yemek sofrasında da bozulmadı. Sanki kendi içlerinde bir savaş veriyorlardı. Bir yanları ülkeyi sürüklendiği bu bataklıktan çıkarmak için her vatan evladı gibi benim de nasıl yanıp tutuştuğumu anlayıp hak veriyor, bir diğer yanları ise tek evlatlarını, üzerine titredikleri oğullarını kaybetmekten korkuyordu.

Her hâlükârda Devlet-i Aliye’yi ve milleti savaştan savaşa sürükleyen kişilere karşı öfke besliyorlardı. Enflasyon vatandaşın belini defalarca bükmüş, ülkedeki erzak stokunun büyük bir bölümü orduya takviye amaçlı gönderilmişti. Dolayısıyla herkes gibi onlar da tedirgin olmaya başlamıştı. Bu da yetmezmiş gibi cephelerde ki vaziyet hakkında edinilen kısıtlı bilgi ile ülkenin geleceğini tasavvur edemeyip her geçen gün içsel bir karmaşanın merkezine doğru çekiliyorlardı. Zaten bütün akvam-ı beşerin bir olup sizinle harbe tutuşması, mermilerin yağmurdan daha sık toprağa düşmesi tüm memlekette gerek fiziki gerekse ruhi asayişin bozulmasına yeterli bir sebep teşkil ediyordu. İşte tüm bu sebepler bir olunca onlar sessizliğe bürünüyordu, ben ise geride bırakacaklarım için daha çok endişeleniyordum.


Sort:  

Cok guzel bir devam :) Elinize saglık.

Teşekkür ederim :)

Congratulations! This post has been upvoted from the communal account, @minnowsupport, by monomyth from the Minnow Support Project. It's a witness project run by aggroed, ausbitbank, teamsteem, theprophet0, and someguy123. The goal is to help Steemit grow by supporting Minnows and creating a social network. Please find us in the Peace, Abundance, and Liberty Network (PALnet) Discord Channel. It's a completely public and open space to all members of the Steemit community who voluntarily choose to be there.

If you like what we're doing please upvote this comment so we can continue to build the community account that's supporting all members.

Coin Marketplace

STEEM 0.05
TRX 0.33
JST 0.079
BTC 63244.09
ETH 1685.25
USDT 1.00
SBD 0.39