Bilimkurgu Romanı - Rüya Sanatçısı - Bölüm 37

in edebiyat •  16 days ago

Sabah büroya vardığımda Peri yanında Selim Özben’in sağlık kayıtlarına ilişkin şifreyi kırmak üzere yardım istediğimiz Deniz ile birlikte boğaza karşı yoga yapıyordu. Seanslarını bölmemek için sessizce koltuğuma oturdum. Gece derin ve rahat bir uyku uyuduğum için dönüş yolculuğunun yorgunluğu hissetmiyordum. Başımı koltuğun arkalığına yaslayıp Deniz’in ofisimizde olma nedenini tahmine giriştim. Büyük ihtimalle sağlık kayıtlarının bulunduğu ağa sızmayı başarmış, önceki gece ben uyurken öğrendiklerini Peri’ye aktarmıştı. Gece Peri’nin evinde kalmış olmalıydılar. Peri Deniz’i olası sorularımı bizzat sorabilmem için büroya getirmek inceliğini göstermişti. Demek ki nihayet devlet adına resmi ve meşru bir araştırma yaparken araştırdığımız kişinin sağlık durumu hakkında bilgi edinebilecek duruma gelmiştik. Ölümlerinin ardından ruhsal hastalıkları ve cinsel sapkınlıkları ortaya dökülen ünlüler nedeniyle on yıl kadar önce getirilen yasal düzenlemenin önümüze çıkardığı engeli herhalde artık aşabilecektik. Seansları bitip ayağa kalktıklarında “Hoş geldiniz Deniz Hanım, şeref verdiniz” dedim. İkisi birden şaşırarak bana döndüler.

“Odaya sinsice sokulmuşsunuz” dedi Deniz.

“Evet, ama bir yılan gibi sürünerek sessizce yaklaşıp sizi ısırmadım” dedim.

“Sizin gibilerden zarar gelmez” dedi Deniz yuvarlak toplantı masasının çevresindeki koltuklardan birine otururken.

Kalkıp yanındaki koltuğa oturdum, Peri de diğer yanına oturup masanın üzerini kaplayan ekranı aktif hale getirdi. “Aslına bakarsanız dağ fare doğurdu diyebiliriz. Şanslı ve şanssızsınız. Görüşmemizin hemen ardından Sağlık Bakanlığı veri tabanının olası giriş kapılarını saatlik olarak yoklayan bir program parçası yazıp devreye almıştım. Bizler şeffaflığı savunuyoruz. Halk adına denetim yapıyoruz. Sizin de bizler gibi iktidarla aranızın pek hoş olmadığına, boşboğaz bir adam da sayılmayacağınıza Peri beni ikna etti. Araştırmacıları düzenin av köpekleri olarak tanıyan bir siyasal kültürden geliyorum” dedi Deniz.

“Av köpekleriyle aynı kefeye konulmamak beni gururlandırdı” dedim gülümseyerek.

“İktidara değil fark yaratmaya talibiz. Tüketicilerin, azınlıkta olanların, yoksulların, işçilerin, eşcinsellerin, kadınların ve mağdur olma potansiyeli olan herkesin doğal müttefikiyiz” dedi Deniz, yoga kıyafeti içinde devasa boyutlara sahip yusyuvarlak bir Gandi ile söyleşir gibiydim.

“Siyasetçi gibi konuşuyorsunuz” dedim.

“Siyaset toplum hayatının her yanına yaygın halde bulunur. Gücün yoğunlaştığı her yerde asimetriler ve suiistimaller oluşur. Bilgiyi herkese eşit olarak yayarak yozlaşmayı önlemeye çalışıyoruz” dedi Deniz.

“Yönetenlerin ipliklerini pazara çıkarıyorlar” dedi Peri.

“Benim için sakıncası yok” dedim.

“Bunları bana hayran olun diye anlatmıyorum, diğer taraftan devleti onların toplumu denetlemek için kurmuş olduğu sistemlerdeki algoritmaları kullanarak izlemekten gurur duymuyor değilim. Onları işlerini akıllı uslu bir biçimde icra etmeye zorlamak hoşuma gidiyor. Bütün bunların Selim Özben ile bağlantısına gelecek olursak…”.

“Oraya hiç gelemeyeceğimizden endişe etmeye başlamıştım” dedim heyecanlanarak.

“Bunları bize olan borcunuzu hatırlatmak için anlattım. Onbinlerce bağışçının katkısıyla kurulmuş sistemimizin altyapısını Selim Özben araştırmasına yönlendirdik”.

“Deniz alçakgönüllülüğü nedeniyle sistemin kurucularından biri olduğunu söylemiyor” dedi Peri.

“Ufkunuz Selim Özben olayının ötesine uzansın istiyorum. Diğer taraftan hiyerarşi içinde şekillenmiş zihinlerinizin esneklik ve yaratıcılıktan uzak olduğunu görüyorum. Başlangıçta söylediğim gibi şansınız yaver gitmese siteyi kıramayabilirdik. Otomatiğe bağlanmış rutin yoklamalarımız sırasında bir açık yakalayıp içeri sızabildiğimiz için şanslıyız. Selim Özben doktora sık giden bir tip değilmiş anlaşılan. İki yıl öncesine denk gelen üç psikolog görüşmesi olmuş”.

Konuşmanın bu aşamasında Deniz Toksöz masa-ekranda psikoloğun görüşme sırasında tuttuğu notları sayfalar halinde önümüze serdi. Notlara hızlıca göz attığımda görüşmelerde sözü edilen meselelerin son derece önemsiz ve sıradan olduğunu gördüm. Kendini değersiz hissetme, sosyalleşme yönünde herhangi bir arzu duymama, motivasyon eksikliği, hiçlik duygusu gibi belirtiler söz konusu ediliyordu.

Deniz de gözlemime katıldı: “Burada söylenenler sürekli ve şiddetli olmadığı sürece gayet normal, ancak ilginç olan görüşmenin ardından çekilen beyin tomografisinde bir kütle tespit edilmesi”.

Peri masa-ekranda Selim Özben’in tomografisine ilişkin raporu işaret etti. Raporda dört milimetre çapında bir urdan söz ediliyordu. Nano tomografik verilere göre urun zaman içinde büyümesine yönelik bir tespit yapılmadığı için herhangi bir müdahalenin gerekli görülmediği ifade ediliyordu.

“Beyindeki kitlenin sonradan herhangi bir sorun yarattığına ilişkin bir kayıt var mı?” diye sordum.

“Kayıtlar bunlardan ibaret” dedi Deniz.

“Ressam C.’yi tanıyor musunuz?” diye sordum.

“Resimlerinde kötücül ve tehlikeli olanın masum olanla birlikteliği, aydınlık ile karanlığın savaşı çok güzel betimlenir, bakmaya doyamadığım resimlerin ressamı olarak tanırım kendisini, ancak bugün soru hakkınızı doldurdunuz” dedi Deniz ayaklanarak.

Oturduğum koltukta tombul yanaklarla çevrelenmiş yüzüne bakarak “Yasadışı işlere karıştığına dair bir duyumunuz var mı?” diye sordum.

C. ihtiyar bir çocuk gibidir, ne zaman ne yapacağını kimse bilemez” dedi Deniz.

“Kara kliniklerle ilişkisi olduğunu duydum, etik yanı tartışmalı birtakım operasyonlara müşteri bulduğu konuşuluyor” dedim ayağa kalkarak.

“C. paraya değer veren bir kişi değildir, gösterişten hoşlanmaz, dolayısıyla ihtimal vermiyorum” dedi Deniz.

“Yardımlarınız için teşekkür ederim, çabalarınızı gönülden destekliyorum, gerekli bağışı yapacağımdan kuşkunuz olmasın” dedim.

Deniz Toksöz’ü uğurladıktan sonra Peri “Kara klinikler meselesinin yerel boyutlarının oluştuğundan haberim yoktu” dedi.

“Giderek önem kazanacağını bildiğim için konuyu bir zamanlar etraflı biçimde araştırmıştım; insanların görüntüsünü, ruh halini ve yeteneklerini geliştirecek birçok teknik bulunuyor, ancak düzenleyici kurumlar gerek yaratacakları politik problemler, gerekse kullanılacak tekniklerin güvenliğinden emin olunamaması nedeniyle izin konusunda ağırkanlı davranıyorlar. Aslında bir tür gölge oyunu oynanıyor. Çünkü zaten işsizlik illetinden yılmış geniş kitlelerin huzursuzluğu gayet iyi biliniyor. Bir de buna zenginlere zekâ ve ömür artırma türünden ayrıcalıklar sunulması durumu eklenirse çıkabilecek kargaşadan endişe ediliyor”.

“Yeni teknolojilerden neden sadece zenginler yararlanıyor olsun ki?” diye sordu Peri.

“Yeni teknolojiler en azından ilk evrelerinde yoksulların erişemeyeceği kadar pahalı oluyor, örneğin kara kliniklerde yürütülen beyin gri maddesi çoğaltımı operasyonunun asgari ücretin yüz katı civarında bir maliyeti olduğunu biliyorum. Hüznü azaltan son moda sentetik haplardan, ömrü uzatan serumlara, hayal gücünü ateşleyip dünyayı rengârenk gösteren uyuşturuculardan, tad alma duyusunu geliştiren dil ameliyatlarına kadar pek çok yeni teknoloji kentin çevre mahallelerindeki kara kliniklerde pazarlanıyor. Los Angeles, Şangay, Tokyo, Londra, Mumbai, Cakarta ve Rio’dan sonra nihayet İstanbul’da da birkaç klinik açıldığından kuşkulanılıyor. Hatta belki kapsül motosikletlerimizle ressam C.’nin evinden dönerken uğradığımız saldırı bir kara klinikle ilgili olabilir. Aslında kara klinik işine bulaşmaya hiç niyetim yok, ama içimden bir ses Selim Özben’le bir ilgisi olabileceğini söylüyor”

Görsel Kaynağı: https://pixabay.com/illustrations/blood-cells-red-medical-medicine-1813410/

Authors get paid when people like you upvote their post.
If you enjoyed what you read here, create your account today and start earning FREE STEEM!
Sort Order:  

To listen to the audio version of this article click on the play image.

Brought to you by @tts. If you find it useful please consider upvoting this reply.