Cemile | Kitap İncelemesi
This is my new content serial about book reviews. I will going to talk about my favorite books that I particularly liked. So, today we will talk about Cemile, writed by Cengiz Aytmatov! If you ready, let's start...
İşte yine o beyaz mütevazi çerçeveli tablonun karşısındayım. Yarın sabah erkenden avıla gitmem gerek. Tabloya, sanki saha iyi yolculuklar dileyecekmiş gibi, dikkatle ve uzun uzun bakıyorum. Ben bu tabloyu daha hiçbir sergiye yollamadım. Üstelik onu, avıldan gelen akrabalarıma da göstermiyor, onlardan saklamaya çalışıyorum. Tabloda utanılacak bir şey olduğu için değil, bir sanat eseri olmaktan uzak olduğu için. Sade bir tablo, orada görünen topraklar gibi sade.
Tablonun derinliğinde sonbaharın solgun görüntüsü var. Rüzgar, uzaktaki sıradağların üzerinden hızlı hızlı kayan küçük alabulutları kovuyor. Ön planda, koyu kızıl renkte bir pelin bozkırı. Ve bir de, son yağmurlardan sonra kurumaya vakit bulamamış kapkara bir yol. Aşağıda, kuru olan yan taraflarda kırık ama sık bodur ağaçlar görünüyor. Yağmurdan yumuşayan tekerler izleri boyunca iki yolcunun ayak izleri uzayıp gidiyor. İzler uzaklaştıkça silikleşiyorlar. O iki yolcu ise, bir adım daha atsalar çerçeveden dışarı çıkacaklar sanki. Bu yolculardan biri.. ama durun, olayı biraz başından alayım.
- Cemile | Cengiz Aytmatov
Aytmatov bu satırlarla başlatıp bitiriyor kitabın ilk sayfasını. Cemile Cengiz Aytmatov'un okuduğum ikinci kitabıydı. İlki Gün olur asra bedel adlı kitabı olmuştu. Onun tarzı pek hoşuma gitmemişti fakat öneri üzerine okuduğum Cemile çok hoşuma gitmişti. Kitap genel olarak savaş döneminde eşini savaşa yollayan, köyün en güzel kızlarından olan Cemile'nin başka bir adama aşık olmasını konu ediniyor.
Son derece dar bir alanda az sayıda karakterin etrafında geliştiği için olaylar, karakterleri yakından tanıyıp onların iç dünyası görme fırsatı yakalıyoruz. Cemile'yi başka bir adama iten sebepleri, dönemin sosyo-kültürel durumunu, bilhassa köy yaşantısını ve getirdiği fiziki ve psikolojik zorlukları görmek okurun kitabın sonlarına doğru, Cemile'nin mutluluğunu genel ahlak kurallarına tercih etmesine sebep oluyor.

Image Source
Bu noktada Aytmatov okuru sürekli bir iç çatışma içinde tutup ona genel dünya görüşlerini sorgulatıyor. Mühim olan hayatta belki de sadece bir kez karşınıza çıkacak olan gerçek aşka tutunmak mıdır yoksa verdiğiniz sözler ve ettiğiniz yeminlerini yere düşürmemek mi? Aşk için toplum tarafından damgalanmayı göze almak mı daha çok cesaret ister yoksa sırf mutlu olsun diye sevdiğin kişinin başka bir adamla kaçmasına göz yummak mı? Konu evli bir kadının saf ve temiz duygularla bir o kadar benzer duygulara sahip bir adamda kendisini ve aşkı bulması olduğunda toplum tarafından sert tepkilere maruz kalmak, hatta ölüme varacak türden cezaların konuşulacağı kadar katı bir tutum ile karşılaşmak kaçınılmaz oluyor.
Aytmatov okura bir yandan Cemile'nin kocasının ailesini tanıtıp onları göz önünde tutuyor, bir yandan da Cemile'nin içinde bulunduğu boşluğu gösterip sonra da o boşluğu dolduracak kişiyi gösteriyor. Böylece Cemile adım adım karşısına çıkan ve en az kendisi kadar aidiyet problemi çeken bu gizemli adama aşık olmaya doğru giderken bizlerde okur olarak onu ne bu kararından dolayı yargılayabiliyoruz ne de ona hak verebiliyoruz. Çünkü bir yandan olaylar açığa çıktığında ailenin yaşayacağı utancı ve kırgınlığı biliyoruz diğer yandan ise Cemile'nin mutluluğu ne kadar hakkettiğini ve buna artık ulaşması gerektiğini. Bu ikilem sanırım kitabın en güzel ve akılda kalıcı kısmıydı. Arka planda işlenen savaşın etkisi ve çocuksu bir aşkın iç içe geçtiği bir dönem hikayesine sahip olan bu kitap benim favorileri kitaplarımdan birisi. Eğer okumadıysanız gönül rahatlığı ile başlayabilirsiniz.

Güzide bir eser paylaştığınız için teşekkürler :)