Dinle Küçük Adam!
Bu kitabı bir cümle ile tanımlamak gerekirse, harika bir doktorun her birimizle sessizce konuşmasıdır diyebilirim. Normal bir insanın, yani küçük adamın yaşamından kesitler sunuyor bizlere Wilhelm Reich. Bu küçük adamın aslında bizler olduğunu yüzümüze çarpıyor. 1946 yılında yazılan bu kitap, yazarın toplum içinde incelediği karakterlerin yazara atmış olduğu iftiralara bir cevap niteliğinde. Dili oldukça eleştirel. Reich, dürüstçe kendimize bakmamız ve hayatlarımız için sorumluluk üstlenmemize ve insan doğasının derinliklerinde yatan kullanılmayan engin potansiyele sahip olmamız için bizlere yol göstermektedir.
Kitap, kendimi kendime baktırttı. Hayatımda bir kez kendimi gerçekten olduğum gibi görmemi sağladı. O günden beri hiç aynı kalmadım, hala yaşıyorum ve öğreniyorum, gerçekten özgür olduğumu söyleyebilirim. Bu tamamen özgür olduğumu söylemek değil, ama kendime karşı dürüst olmaktan özgürüm. "Komşum bana karşı ne düşünecek?" diye sormadan kendim için düşünmekte özgürüm. Bir zamanlar, çocukluğumda olduğu gibi yaşamakta özgürüm, çünkü bütün çocuklar "uygar" olmaya zorlanmadan yaşıyorlar. Bu, bir salıncak üzerinde sallanmaya ya da çekinceler olmadan kar oynamaya hakkım var demektir ve bazı "uygar" komşular bu eylemimi onaylamıyorsa, onların, başkalarının yaşamakta olduklarını görmeye dayanamadıkları için böyle davrandıklarını biliyorum.
“Beethoven ya da Bach'ın müziği senin varoluşunun sesi olduğunda (sen onu şimdi varlığının rastgele bir köşesinin derinlerine gizlemişsin küçük adam) düşünce ve duygu uyumu yakaladığında, becerilerini vakitlice kavrayıp, ihtiyarladığını kabul ettiğinde, büyük savaşçıların fenalıklarıyla değil, büyük bilgelerin fikirleriyle yaşadığında, siyasetçileri değil çocuklarının öğretmenlerini daha iyi ödüllendirdiğinde, evlilik cüzdanına, kadın ile erkek arasındaki sevgiden fazla değer vermediğinde, yanlışlarını şimdi yaptığın gibi geç değil erken ayrımsadığında, gerçeği ve korkuyu dinlediğinde, kuralları umursamadığında, uzak diyarlardaki meslektaşlarınla diplomatlar aracılığıyla değil, doğrudan ilişki kurduğunda, gelişip yetişen kızının aşk mutluluğunu önceleri olduğu gibi öfkeyle değil, içindeki bir sevinçle karşıladığında, küçükler cinsel organlarıyla oynadığında, bir zamanlar onları cezalandırdığını düşünüp iç çektiğinde, insanların sokaklarda yüzlerinde keder ve yoksulluk değil, özgürlük, dirim ve mutluluk okunduğunda, günümüzde olduğu gibi büzülmüş beden ve çürümüş cinsel organla yeryüzünde dolaşmadıklarında, iyi ve güvenli olacak hayatın.”