BANA İKİMİZİ ANLAT- ANNEM VE DEDEM

in tr •  5 months ago


İyi ki varsın anne…


Beş Yıl Sonra

Hayatımdaki tek kadın Eylül değildi. Annem de vardı. Bazen etrafımızdaki insanların varlığını unutuyoruz. Bize yaptıkları iyilikleri sürekli yapmaları gereken bir görevmiş gibi görüyoruz. Annem mesela her gün işten yorgun geliyor, benim için güzel yemekler hazırlıyor, evin ihtiyaçlarıyla ilgileniyor, sorunlarımı dinliyor ve bıkmadan usanmadan sonsuz sevgisini bana veriyor. Oysaki annelerin yapması gerekenler, adlı bir sözleşme yok. İstemese benimle ilgilenmeyebilir, evimizi görmezden gelebilir ama annem öyle biri değil. Hep kendinden veren, evimizi bütün tutan bir kadın o. Düşündüm de en son ne zaman annemi alıp bir yerlere götürdüm? Ya da ne zaman ona sıkıca sarıldım? Utangaç insanlarız ve sevgimizi göstermekte zorlanıyoruz. Oysa başımız sıkıştığında ilk yanımızda olan annemizdir. Bu hayatta hiçbir şeyinizin olmaması, kaybedecek bir şeyinizin olmadığını gösterebilir. İnsan, kaybedecek bir şeyi olmadığında daha korkusuz yaşayabiliyor. Benim kaybedebileceğim bir şeyler hala var. Bunu dün gece hayat bir kez daha hatırlattı bana.

Çok kötü bir rüya gördüm. Gecenin dördünde öyle aptal gibi kalakaldım. Gözlerimi açmak istedim ama gözlerimi açmaktan bile korktum. Ya bu bir rüya değilse, ne yaparım ben o zaman diye düşündüm. Meğer benim kaybedecek bir şeyim varmış.


Benim bir annem varmış. İyi ki de varmış. O ne güzel bir annedir bir bilseniz. Hayatını bana adayacak kadar güzel bir annedir. Bir çocuğu tüm umursamazlığına rağmen adam edecek kadar yüce bir kadındır. Öylesi bir kadın, sırf bu kadar iyi olduğu için bile cenneti hak eder. Ona hiç, onu sevdiğimi söylemedim. Bunu hak etmediğini düşündüğümden değil, sadece söyleyemedim işte. Kaçımız annemizi karşımıza alıp “Seni çok seviyorum” anneciğim diyebildik ki! Hepimiz ömrümüzün bitmesini izlerken, hep uzaktan uzağa sevdik. Belki sarıldık ama içimize çekemedik doya doya… Müberra Hanım bir melektir. Bunu dün gece gördüğüm rüya sayesinde çok daha iyi anladım. Elinde bir bardak su ile merdivenlerden adeta bir roket gibi fırlamıştı ve yanıma geldiğinde korku içindeydi. “Ne oldu oğlum neyin var?” diyebildi.

-Yok bir şeyim.


-Bağırdın ama… Sen hiç böyle bağırmazdın!


-İyi değilim ben.

-Ne oldu? Kötü bir rüya mı gördün? Bak ben buradayım korkma…

-Sen sakın gitme anne, sakın beni bırakma.

-O nasıl söz Rüzgar. Sen benim canımsın, sen bana bu hayatın emanetisin. Seni nasıl bırakırım.

Başımı okşadı. Elleri o kadar güzeldi ki… Kalbi ellerinden saçlarıma dökülüyordu sanki… Kendimi tutmak istemedim. Onu ne kadar çok sevdiğimi söylemeliydim. Yarın çok geç olabilirdi. Hem ben korkuyordum onu kaybetmekten.
-İyi ki varsın anne.

-Sen de iyi ki varsın oğlum.

Eylül benim ikinci aşkımdı. Benim ilk aşık olduğum kadın annem Müberra Hanım’dı. Herkes annelerin yeryüzünde bizleri koruyan melekler olduğunu söyler. Benim anneme melek demek bile eksik kalıyordu. Her an hayatımdaydı. Ne zaman zora düşsem yanımda annemi buluyordum. Söyleyememiştim anneme Eylül’ü sevdiğimi, gerçi söylesem de yapabileceği bir şey yoktu. Sonuçta bu bir gönül meselesiydi ve Eylül’ün gönlü bir türlü bana kaymıyordu. Aradan geçen yıllar Eylül’ü bana getirmiyordu ama annemle beni daha da yakınlaştırıyordu. Huzuru bulduğum yer annemin dizleriydi. Üniversite hayatım boyunca birkaç kızdan hoşlanır gibi oldum ama devamını getiremedim. Ne yaparsam yapayım olmuyordu. Bir kere takılmıştı ya gönlüme, o gönülden ayrılması mümkün olmuyordu. Misinanın ucundaki kanca tam da kalbimin orta yerindeydi. Çıkarmaya çalışsam her yanı paramparça olurdu. Orada kalsa sızısı uyutmazdı. Ben uyumamayı seçtim. Uykusuzluğu sevdiğimden değil paramparça olmaktan korktuğumdan. Aslında paramparça olmuştum artık. Geçen 5 yılda annemle birlikte hayatımızın en büyük kaybını vermiştik. Hayatımız altüst olmadı belki ama eksildik.


Dedemi kaybettim ben, tam da mezun olacakken. Şirketin başında ben görmek istiyordu. Gözü arkada kalmasın istiyordu. Haklıydı, tek torunu bendim ve ben asla ben olamıyordum. Ben Rüzgar Demirsoy’dum. Müberra Demirsoy’un oğlu, Yusuf Demirsoy’un torunu ve sayısız şirketin başındaki tek adam. Annemle birlikte şirket için var gücümüzle çalışmaya başladık o dönem. Birbirimizden başka kimsemiz yoktu. Her şey yolundaydı. İkimiz de çok başarılıydık. Dedemin istediği gibi işletme eğitimi almıştım, oysa aklımda hep bir sinema aşkı vardı. Bazen düşünüyorum da, hiç kendim için yaşamamışım ben. Hayatım belli bölümlere ayrılmış. Herkes gibiyim işte. Kimse kırılmasın diye derken kendim paramparça olmuşum da haberim olmamış. Büyümek ne zor şey böyle… 24 yaşında kalmaya razıydım ama bitmiyordu bu yolculuk. Annem halinden memnundu. Oğlu Rüzgar başarılı bir işadamı olma yolunda emin adımlarla ilerliyordu. Ben de halimden memnumdum o sıralar ama aklımın bir köşesinde hep alıp başımı gitmek vardı. Yoruyordu beni bu karmaşa. Sakin sakin bir yerlerde yaşamak istiyordum. Belki de Rüzgar Demirsoy olmaktan korkuyordum o sıralar. Üzerinde sayısız beklenti olna bir adam olmaktan kim olsa korkar. Ben de çok gençtim ve tüm bunlardan korkuyordum. Her korktuğumda dedemin sözlerini anımsıyordum.


Posted from my blog with SteemPress : https://kimseye-guvenme.000webhostapp.com/2018/07/bana-ikimizi-anlat-annem-ve-dedem

Authors get paid when people like you upvote their post.
If you enjoyed what you read here, create your account today and start earning FREE STEEM!