Hikaye Denemem / BEKLENEN

in #hikaye9 years ago (edited)

BEKLENEN

Pazartesi

Gelmedi. Kar yağınca gelecekti. Lapa lapa yağıyor işte kar. Hem de epeydir yağıyor. Saçaklar hep buz tuttu. Neredeyse raylar görünmeyecek. Makasçı her gün sobayı yakıyor, çaydanlık fokur fokur kaynıyor. Soğuk, hem de çok soğuk. Nerede acaba? Neden gelmedi? Cepleri karanfil işlemeli hırkamı giydim. Dikkatini çekecekti, nereden aldığımı soracaktı. Sana da aldım diyecektim, elimdeki poşeti gösterecektim. Tren gidiyor, kaybolmak üzere. Az önce inen genç kadın ve adam çantalarını saçak altına taşıyorlar. Yanlarına ihtiyar bir adam geliyor, ellerini öpüyorlar, sarılıyorlar. Tren görünmez oldu. O gelmedi.

Salı

Bugün tren gelmeyecek, zaten Salı günleri hiçbir zaman gelmiyor. Mehmet geldi az önce. Çorba getirmiş, sıcak, tarhana çorbası. Arada bir uğrar Mehmet. Nezaket Hanımın çocuğu. İlkokula gidiyor, takdir almış, zeki çocuk. Köy yolları kapanmış, gelen giden olmadı bugün. Karşıda istasyon görünüyor. Makasçı çeşmeye gidiyor, bardakları yıkayacak olmalı. Soğuk. Elleri çatlamıştır. Biraz vazelin sürse… O ne yapıyor acaba?

Cuma

“Daha bir saat var.” diyor hareket memuru. Bıyıkları biraz uzamış, dudaklarından sarkıyor. Gözlerinin altında halkalar belirmiş. Kaç yaşında acaba? Makasçı sobanın üzerinden demliği alıyor, masanın üzerindeki bardakları sıcak sudan geçiriyor. “Gelmedi mi?” “Gelecek.” diyorum. “ hele bir tren gelsin, gelecek.” Bardaklardan biri çatlıyor. Makasçı dudağını büzüp: “ Soğuk, bu sene çok soğuk. Allah dışarıda kalanlara yardım etsin.” diyor. Bana bakıyor: “Çay.” Bir şey demiyorum, yüzüm kızarıyor, ellerimi ovuşturuyorum. Hareket memuru gülüyor. “ Koy Hasan, koy. İçer. Üşümüş baksana.” Çaylar dolduruluyor. Sıcacık. İçine bir şey koymuş, kokuyor. Karanfil. Ellerimi cebime götürüyorum. Hırkamın karanfil işlemelerine dokunuyorum. “O da beğenecek, hem de çok.”

Birkaç gün sonra

Bugün hava çok güzel. Kar yağmıyor, güneş sabahtan beri hiç saklanmıyor. İstasyon kalabalık. Biletçi durmadan bilet kesiyor. Her tarafta çantalar, çuvallar. Hareket memuru sigarasını yakmış, derin derin içine çekiyor. Dün oğlu aramış, torunu hastaymış. Doktorlar: “Çok hasta.” demişler. Daha yaşına bile basmamış. Belli ki onu düşünüyor. Makasçı elindeki süpürgeyi kenara bıraktı. Her yeri pırıl pırıl etmiş. Becerikli adam… Şapkasını kafasına geçirdi. Kırmızıları solmuş, başka şapkası yok herhalde. Anahtarlarını aldı, makasa gidecek. Treni ikinci yola alacak. İçim kıpır kıpır. Tren gelecek. O?
Az ileride ihtiyar bir kadın ağlıyor. Yanındaki çocukları öpüyor, okşuyor. Torunları olmalı. Oğluna: “ Gitmeseniz oğlum, bak ne güzel geçiniyoruz işte. Bahçemiz tarlamız var. İneklerimiz de iyi süt veriyor. Sen de babana işlerinde yardım edersin.” Kadın ağlıyor. Adam üzgün: “ Ağlama anam, yine geliriz. Bak işim hazır. Hem size para da yollarım.” Gelin mutlu, yanında komşusu: “ İyi ettin kız. Ne yapacaksın köy yerinde. Şehirde rahat edersin.” Gelin gülüyor: “Tabi canım, şehir gibisi var mı?” “ Öyle öyle. Bak Kadir de ne güzel iş bulmuş. Birkaç yıla kalmaz aşçı da olur. Çocuklar da iyi okullarda okusunlar. Şu çamurdan çoraktan biz kurtulamadık bari sen kurtul. Bizimkinde iş yok ki. Babasının dizinden ayrılamıyor.” “ İnşallah Yeter, inşallah.” Gelin sesini alçaltıyor: “ Bu yaştan sonra kaynana derdi çekilmiyor, gider kendi evimin efendisi olurum.” İhtiyar kadın ağlıyor: “ Yavrum aramayı unutmayın, varınca bizi haberdar edin, bizi endişede bırakmayın.” “ Tamam, anam, tamam. Sen endişe etme, ağlamayı da bırak artık.” “ Sen beni boş ver yavrum. Bak çantanıza reçel koydum, vişne reçeli. Yazın yapıverdiydim. Para vermeyin, taze taze yersiniz.” Çocuklar istasyonun önünde koşturuyorlar, birbirlerine kar atıyorlar. Makasçı köşeyi döndü, makasa gidiyor.
Tren düdüğünü öttürdü. En öne geçiyorum, en sakin yere. İlk beni görsün istiyorum. Yüzündeki tebessümü hayal ediyorum. Sevinecek biliyorum. “ Gelemedim.” diyecek. Bir bir anlatacak. İşinden bahsedecek. “ Üzülme, bak geldim.” diyecek. Heyecanlanıyorum. Hareket memuru dışarı çıkıyor. Kırmızı şapkasını giymiş. Bana bakıyor. Dudağını büküyor. Anlamıyorum. Heyecanlıyım. Tren göründü. Yaklaşıyor, yavaşlıyor ve önümde duruyor. Birkaç kişi iniyor. Yaşlı kadın oğluyla gelinini trene bindiriyor. Camlara bakıyorum, uyudu mu acaba? Neden inmedi? Tren düdüğünü çalıyor, yavaş yavaş hareket ediyor. Yaşlı kadın el sallıyor, ağlıyor. Tren hızlaşıyor, uzaklaşıyor, görünmez oluyor. Hareket memuru istasyona giriyor. Bekliyorum, gelmedi ama gelecek biliyorum.

Bir gün

Bugün yine Mehmet geldi. Annesi börek göndermiş. Su böreği, peynirli. Benim peynirlisini sevdiğimi biliyor. Mehmet’le oturuyoruz. Bana okuldan bahsediyor. Öğretmeni bugün ona: “Aferin.” demiş. “ Dersine çok güzel çalışmışsın.” demiş. Heyecanlı heyecanlı anlatıyor. “ Ben sınıfta ikinciyim; ama Filiz’i de geçeceğim. Çok çalışıyorum, çünkü.” diyor. Masmavi gözleri var, ışıl ışıl parlıyor. “Biliyorum.” diyorum. “Sınıfın birincisi sen olacaksın.” Çay koyuyorum ikimize, karanfil kokuyor. “Ohhh…” Kokuyu içime çekiyorum. Birlikte börekleri yiyoruz. Mehmet yüzüme bakıyor, bakışları uzun müddet takılı kalıyor. “Ne oldu?” diyorum. Duraksıyor. Sonra: “Sana neden meczup diyorlar?” diye soruyor. Meczup. Bilmiyorum. “Kim diyor?” diye soruyorum. “Herkes” diye cevap veriyor. Bilmiyorum. Herhalde sevdiklerindendir. Börek kabını yıkayıp veriyorum. Mehmet gidiyor. Meczup. Ne demek bilmiyorum. Ama hoşuma gidiyor. Bana meczup diyorlar, meczup.

Bir başka gün

Birkaç gündür istasyona gidemiyorum. Hastayım. Yataktan kalkamıyorum. Ateş, halsizlik… Yorgana sıkı sıkı sarılıyorum. Dişlerim birbirine vuruyor, üşüyorum. Birkaç gündür Mehmet de gelmiyor. Karnım gurulduyor, açım. Dünden beri bir şey yemiyorum. Saatin sesi sinirlerimi bozuyor. Tik, tak; tik, tak… Saat gece yarısını geçmiş. Uyumak istiyorum, uyumam lazım, uyku…

Sabah

Bu gece rüyamda onu gördüm. İstasyondaydım. Treni bekliyordum. İstasyon çok kalabalıktı. İhtiyar kadın, oğlu ve gelini de vardı. Herkes çok güzel giyinmişti. Etrafımda duruyorlardı. Hareket memuru elinde bayrağı ile dışarıda, istasyon kapısının yanında bekliyordu. Ayakkabıları boyalıydı, parlıyordu. Makasçı hemen onun yanındaydı. Şapkasının kırmızısı solmamıştı. Hepsi gülüyordu. Bana bakıp gülüyorlardı. Mevsim kış değildi, bahar gelmişti. Ağaçlar tomurcuklarını açmıştı. İleriden, rayların kıvrım çizip görünmez olduğu yerden biri koşarak geliyordu. Herkes birden o tarafa döndü. Gelen bir çocuk olmalıydı. Yaklaştı, belirginleşti. Gelen Mehmet’ti. Soluk soluğa kalmıştı. Bana yaklaştı, nefes alıp vermesi hızlandı, gözlerini gözlerime dikti. Bir şey söylüyordu ama duyamıyordum. Üzerinde cepleri karanfil işlemeli bir hırka vardı. Benimkisinin aynısıydı. Birden ellerimi tuttu, iyice sıktı. Canım acımıştı. Ve bağırmaya başladı: “Tren geliyor!”
Hemen öne atıldım, kalabalığın içinden ayrıldım. Mehmet de yanıma geldi. Karşıya, trenin geleceği yola bakmaya başladım. Önce acı bir düdük sesi duydum, sonra tren göründü. Yaklaştı, yavaşladı, tam karşımda durdu. Heyecanlıydım. Önce Mehmet’e baktım sonra arkadakilere. Herkes sessizdi, meraklı gözlerle bakıyorlardı. Trenin kapılarından biri açıldı, biri aşağı indi. Oydu. Evet oydu. Gelmişti. Sonunda geleceğini biliyordum. Bana yaklaştı. Yüzünü göremiyordum. Belirsizdi, seçilemiyordu. Ellerimi tuttu. Arkamdan alkış sesleri geldi. Arkama döndüm, herkes alkışlıyordu, herkes gülüyordu. Sonra bir bir kayboldular. Hepsi kayboldu, o da kayboldu. Sadece hareket memuru kaldı. O hala gülüyordu. Bana bakıp bakıp gülüyordu. “Meczup, meczup, her şey boşuna meczup! “ uyandığımda hareket memurunun sesi kulaklarımdan gitmemişti. Sanki hala karşımda gibiydi.

O gün

Gideceğim. Ben ona gideceğim. Bekledim diyeceğim. Bekledim ama gelmedin. Sitemliyim, kızgınım. Ama… Ama özlediğimi de söyleyeceğim. Hem de çok diyeceğim. Gözlerim yaşaracak biliyorum; ama ağladığımı görmeyecek. Çok sevinecek, çok mutlu olacak. Bana işinden bahsedecek, sevdiğiyle mutlu olduğunu söyleyecek. Sarılacağım. Sımsıkı. Gözlerinden, alnından öpeceğim. Karanfilli hırkasını da yanıma aldım. Beğenecek biliyorum. Tren gelsin. Mehmet gideceğimi bilmiyor, üzülür mü acaba?
Makasçıya treni soruyorum. “ Daha bir saat var.” diyor. Bana o tombul bardakta çay getiriyor. Bir saat var, tren gelecek. Hareket memuru koltuğunda bana bakıyor, yanındaki adama bir şeyler söylüyor. “ Zavallı çok sıkıntı çekti.” Bıyıklarını kısaltmış. “ Bunun bir oğlu vardı, Mehmet… “ Sakalları birkaç günlük olmalı. “ Dört yaşında falanmış o zaman.” Çayı soğuyacak hala içmedi. “ Tren yoluna çıkmış tren gelirken, annesi de arkasından…” Acaba yanındaki adam akrabası mı? Bakışları birbirlerine benziyor. “ Çok feci bir şekilde ikisi de can…” Tesbihini sallıyor, oltu taşından… “ Aklını kaybedeliden beri her gün burada.” Makasçı sobaya kömür atıyor. “ Hâlâ oğlunu yaşıyor zannediyor.” Alevler kömürleri bir anda yalıyor. Kendimi yorgun hissediyorum. Hem de çok yorgun… Gözlerimi kapatıyorum, biraz uyusam, tren gelinceye kadar. Gitmeden biraz dinlensem. Göz kapaklarım ağırlaşıyor. Düşüncem bulanıyor. Hareket memurunun sesiyle irkiliyorum. “ Halil kalk, tren geldi. “

Sort:  

Okudukça ilgiyi artıran bir yanı var. Kısa ve doyurucu. Detaylar ve kişi çok güzel gizlenmiş. Çok beğendim.

Teşekkür ederim @bulent1976. Beğenmenize sevindim. :)

Bende teşekkür ederim @mevsuf. Diğer paylaşımlarınıza da vakit ayırmaya çalışacağım.

Interesting :)

This post has received a 3.13 % upvote from @drotto thanks to: @mevsuf.

Coin Marketplace

STEEM 0.04
TRX 0.31
JST 0.074
BTC 63723.62
ETH 1680.06
USDT 1.00
SBD 0.42